Edirne’de küçük tarım arazilerinden yüksek gelir elde etmek isteyen çiftçiler, hünnap üretimine yöneldi. Anavatanı olan Çin’de 4 bin yıldan beri yetiştirilen ve “ölümsüzlük meyvesi” olarak anılan hünnabın 56 cins ve 900 türü bulunuyor.
Çeltik, ayçiçeği, buğday ve kanola üretiminin yoğun olarak yapıldığı kentte, eğimi yüksek ve küçük arazilerini tarıma kazandırmak isteyen üreticiler hünnaba ilgi gösteriyor.Bahçelere yaklaşık 5’er metre aralıklarla dikilen hünnap fideleri ikinci yıldan sonra ürün vermeye başlıyor. Olgunluğa ulaşan bir ağaçtan ortalama 25 kilogram ürün alınırken, dekarda yaklaşık 1 ton rekolte elde edilebiliyor.Verimsiz topraklarda da yetişebilen hünnap, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığıyla öne çıkıyor. Diğer meyve türlerine göre daha az budama, gübreleme ve işçilik gerektirmesi de çiftçilere önemli avantaj sağlıyor.Kentte irili ufaklı kurulan bahçelerle birlikte hünnap üretim alanı 100 dekarı geçti.Çinlilerin “ölümsüzlük meyvesi” olarak adlandırdığı hünnabın üretim alanları genişletilerek hem küçük arazilerin ekonomiye kazandırılması hem de üreticilerin gelirinin artırılması hedefleniyor.İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, AA muhabirine, son yıllarda artan taleple birlikte hünnap üretim alanlarının Türkiye’de genişlemeye başladığını söyledi.Asya kökenli meyvenin Türkiye’de yaygınlaştığını belirten Köse, “İlimiz açısından alternatif ürünler arasına girmiş durumda. Asya kökenli bir bitki. Çin’de ‘ölümsüzlük meyvesi’ olarak geçiyor. Ege, İç Anadolu ve Trakya’da ekim alanları artıyor çünkü pazarda talep görüyor.” dedi.Köse, hünnabın besin değeri yüksek bir meyve olduğunu, antioksidan özelliğinden dolayı ilgi gördüğünü ifade etti.Şifa deposu hünnabın üreticilerine yüksek gelir imkanı sunduğunu anlatan Köse, şunları kaydetti:”Kalp damar hastalıkları ve sindirim sistemi hastalıklarına iyi geldiği biliniyor. Artan pazar talebinden dolayı ilimizde de üreticilerimiz hünnap üretimine yönelmeye başladı. Alternatif bir ürün. Üreticiler 5 dekarın altında olan küçük arazilerine hünnap dikimi yapıp meyveciliğe dönebilirler. 1 dekara 40 ağaç dikildiğinde ağaç başı 25 kilogram verimden 1 tona yakın ürün alınıyor. Kilogramı 70-80 liradan alıcı buluyor. Dekardan 70-80 bin lira gelir elde edilebilir. Özellikle küçük arazilerin değerlendirmesini istiyoruz. Bakımı kolay, organik üretime uygun ve ilaç masrafı yok. Su tüketimi çok yüksek değil. Bölgeye uygun olması ve üreticinin gelir elde edilmesi adına alternatif bir meyve.”Hünnap üretiminin yaygınlaşması için her türlü desteği vermeye hazır olduklarını vurgulayan Köse, bu konuda eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yaptıklarını sözlerine ekledi.ÜRETİCİLER VERİMİNDEN MEMNUNÜretici Ahmet Gündüz, hünnap üretiminin diğer meyvelere göre daha kolay olduğunu belirtti.Diğer meyve ağaçlarında kullanılan ilaçların hiçbirinin hünnaba uygulanmadığını dile getiren Gündüz, “Hünnap ağacı geç uyandığı için meydana gelebilecek don olaylarından da kendini koruyor. Soğuktan etkilenme riski çok az. Bu yıl pek çok meyve ağacı dondan etkilendi ama hünnap hiçbir zarar görmedi.” diye konuştu.Gündüz, bakım masrafı az olan hünnabın verimi ve geliriyle üreticiyi memnun ettiğini vurguladı.Hünnabın sadece su isteyen bir meyve olduğunu belirten Gündüz, “Verimi yüksek. Pazar sorunu da yok. Hünnap bölgemizde çok bilinmiyordu, her geçen yıl çiftçilerin ilgisi artıyor.” ifadelerini kullandı.Üretici Kenan Kırça da emekli olduktan sonra meyvecilikle uğraşmaya başladığını dile getirdi.Tavsiye üzerine bahçesine hünnap fidesi diktiğini anlatan Kırça, “Hünnap çok güzel bir meyve. Taze tüketimi tercih ediliyor. Bunun yanında kuru meyve ve pekmez şeklinde tüketilebiliyor. Şifalı bir meyve. Benim eşim böbrek hastası. Hünnap tüketiyor ve faydasını görüyor. Bahçesinde sulama imkanı olan çiftçilere hünnap üretimini tavsiye ediyorum.” dedi.”ÖLÜMSÜZLÜK MEYVESİ” OLARAK BİLİNİYOR Anavatanı olan Çin’de 4 bin yıldan beri yetiştirilen ve “ölümsüzlük meyvesi” olarak anılan hünnabın 56 cins ve 900 türü bulunuyor.Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Hindistan, Orta Doğu, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’da da yetiştirilen hünnap, yüksek C, B1, B2 ve B6 vitaminleri, mineraller ile organik ve inorganik madde içeriği barındırıyor.
Halk arasında ince hastalık olarak da bilinen verem, sadece akciğerleri değil, kan ve lenf yoluyla vücudun birçok organını etkileyebiliyor. Veremin belirtileri genellikle grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla karıştırılıyor. Uzmanlar 4 -10 Ocak Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası nedeniyle yaptığı açıklamalarda önemli konulara değindi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr....
31 Temmuz’da açıklanan önceki listede salamında domuz eti bulunan zincir marketlerde de satılan ünlü markanın bu kez sucuğunda domuz eti olduğu tespit edildi. Bakanlığın 14 Ağustos 2025’te duyurduğu listeye göre uygunsuz bulunan markalar ve ürünler şöyle
BESLENME UZMANI UYARIYOR Beslenme Uzman Sarah Lawuk’a göre; sabahın ilk saatlerinde aç karnına kahve içmek, kortizolde keskin bir artışa yol açabilir, bu da hormonal dengesizliğe katkıda bulunur ve daha fazla göbek yağı depolamanıza neden olabilir. Bath Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, sabahın erken saatlerinde kahve içmek kan şekeri kontrolünü...
HER YUDUMU ŞİFA OLABİLİR Çayın kalp üzerindeki etkisi, içinde doğal olarak bulunan flavonoidlerden kaynaklanıyor. Bu bitki bazlı bileşikler; çay, yaban mersini, elma, üzüm, bitter çikolata ve kırmızı şarap gibi birçok gıdada bulunuyor. Ancak çalışma, özellikle siyah çayın flavonoid açısından en zengin kaynaklardan biri olduğunu vurguluyor.
Genellikle “sessiz katil” olarak tanımlanan yüksek kolesterol, yıllarca herhangi bir belirti göstermeden ilerleyebiliyor. Ancak uzmanlar, bazı cilt ve göz değişimlerinin, açıklanamayan yorgunluk veya uzuvlarda hissedilen rahatsızlıkların, kolesterol seviyelerinin tehlikeli boyutlara ulaştığını gösterebileceği konusunda uyarıyor. Kesin tanı için kan lipit testi şart olsa da, bu görsel işaretleri erkenden tanımak hayati önem...
Akciğer kanseri genellikle inatçı öksürük, balgamda kan ya da ani kilo kaybı gibi belirgin semptomlarla ilişkilendirilse de, hastalık çoğu zaman bu kadar şiddetli belirtilerle başlamaz. Sessiz ve sinsi bir şekilde ilerleyen bu hastalık, erken evrelerde genellikle fark edilmez. Belirtiler, sıradan sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiğinden, tanı konulduğunda kanser çoğunlukla ilerlemiş olur. Uzmanlara...